Gece, yine gece, yine gece.. Aya selam saldık bu gece Büyük yıldızların ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüp binlerce kere; Hükmetme gücünü yitiren Hakim, öğretecek bir şeyi kalmamış Bilge...
Hezeyan geçti gözlerimden İçimde kurtarılmış bir bölge Kan tutmuş tavan aralarından Sızan bin bir türlü pencereme Erimiş bir yalnızlık Unutulmuş bir gerdan Ve tevbe ki buram buram Hezeyan barınmalı ve Söylenmeli içime Beni...
Ve “değmen benim gamlı yaslı gönlüme” Değmen!! Bugün efkarı umumiye takılıyorum. Bugün vatandaşlık hakkım olan oyumu hüzünden yana kullanıyorum. Müsaade var mı ey hüznü...
Yanar, yanar da yüreğim, Sensizlik yüreğimi dağlar, Ağlasam beni kimler anlar! Her garip kendince ağlar. ...
Müellifinin mürekkep yalamış kalem ucundan Sararmış sayfalara gözyaşı gibi dökülüveren Bir şiirin tam ortasında buldum benliğimi Yalnızlık mayasıyla yoğrulmuş ayrılık kokan kelimeler gibi hissetmem bundandır belki ...
Bak ruhumun ikizi! Şu ruhuma bak.. Bak ve anla! Anlar gibi yap.. Sus ki konuştuğun anlaşılsın. Konuş ki sustuğun anlaşılmasın. Sen de yitip gideceksin zamanın birinde Sen de o çamurdan toprağa...
... Sana geldim.. Yıldızlarına uzanamadığım gecelerden kaçarak geldim.. Sana içimi ısıtan güneşten koparak geldim. Beyaz taşlarla kaplı aşk yolundan koşarak geldim. Elimdeki tohumları verimsiz tarlalara...
I karton şehirlerden geçtim sensiz karton kulelerden... bir kadının gözbebeklerinden, gözlerinden vurulmuş bir çocuğun, çocuğun masumluğundan soyunmuş bilgelerin zamansız sözlerinden... ‘ferhat’ dedim, dağları deldim. ‘dost’ dedim, ‘dostum’ dedim, yıkıldı taş duvarlar, yıkıldı putlar... yine...